Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

YAYLA YOLU

            Karadeniz halkı Her yıl Mayıs ayının başından itibaren yaylaya çıkmaya başlardı. İlk önce Küçük baş hayvanları olanlar yola koyulurlar. Bunlardan 10 15 gün sora ise büyük baş hayvanları olanlar yayla yollarına koyulurlardı. Bu yaylaya göç esnasında yayla yolları çok şenlikli olurdu.

            Karadenizliler, sahildeki sıcak ve nemli boğucu havadan ve sineklerden kaçırarak. Daha temiz serin olan dağ havası almak, Ayni zamanda hayvanlarını otlatmak için yaylaya üç dört aylığına çıkarlardı.

            Biz yaylaya, üç gün yol yürüyüp, yayla yolu üzerindeki konaklama yerlerinde ise  iki gece   konakladıktan sonra üçüncü günün akşamına giderdik.

            Yaylada kalınan yerlere oba adı verilmektedir. Obalardan, genelde akraba olan 10, 15 veya daha fazla aile oturmakta idi.

            Yaylada oturulan evler tek gözlü baraka şeklinde idi. Her şey bu baraka içinde yapılırdı, Bir köşesinde toprak zemin üzerinde ateş yanardı. Genelde ateş yanan yer hemen girişte olurdu.

            Yaylaya gitme zamanı gelince, yola çıkmadan birkaç gün önce hazırlıklar başlardı. Bazen yoldaki konaklama yerlerine önceden biraz erzak hayvan yiyeceği götürülürdü. Giderken fazla yük olmasın diye.

            Yaylaya gidilecek günden bir gün önce tüm hazırlıklar yapılıp, o akşam erken yatılır. Sabahleyin erkenden kalkıp, hazırlandıktan sonra ilk önce küçükbaş hayvan var ise birkaç kişi ile onlar yola koyulurlar. Onlardan biraz sonra büyük baş hayvanlar ve onları götürecek olan insanlar yola kokulurlardı. Son olarak ise yolda yenecek, içilecek, giyilecek ve konaklama yerlerinde yatılacak eşya ve kap kaçağın yüklendiği katır veya at yola çıkardı.

            Yaylaya gidilirken küçük baş hayvanlardan iri olanların, genelde koç ve tekelerin boğazına büyük çan ve kelekler takılır. Daha küçük olanlara ise küçük çan ,kelek veya zil takılır. Sürü yolda giderken bir iki kilometre uzaktan bu çan ve keleklerin sesleri duyulur. O yörenin ahalisi bir sürünün daha yaylaya gittiğini bu seslerden anlarlardı. Bizim oradan da bu şekilde bir çok sürü yaylaya gitmek için geçerlerdi. Biz yol kenarına durur geçen sürüyü izlerdik. Sürüde ne kadar çan kelek çok ise o sürünün sahibinin gücünün bir simgesi olurdu bizim için. Tabi ki sürünün çokluğu da.

            Büyük baş hayvanlara bir veya ikisine küçük kelek takılırdı. Ayrıca büyük baş hayvanların urganları boğazlarına dolanırdı. Çünkü bu hayvanlar konaklama ve yolda giderkenki dinlenme yerlerinde bu urganlar ile bağlanırlardı.

            At veya Katıra ise kor takılır ve sırtına heybe atılırdı.

            Biz yaylaya gitmek için şu yolu takip ederdik; Halaçlı köyünün soğuksu mahallesindeki evimizden, sabahleyin çıktıktan sonra, Köyün altından geçen, Tirebolu’yu Harşit’e bağlayan, Harşit çayının batı kıyısında buluna stabilize kara yoluna inerdik. Bu yol üzerinde yaklaşık bir, bir buçuk saat yürüyerek aslancık köyüne gelirdik. Aslancıkta tekrar patika köy yoluna sapıp. Yokuş yukarı olan bu yoldan yukarı ta tepeye çıkıp, aslancık başı denilen yerden Güce tarafına aşardık. Güce tarafına doğru rampa aşağı giderdik ta ki Gelavera deresine inen kadar. Sizin anlayacağınız Harşit deresinden dağa tırmanıp, zirveye çıktıktan sonra tekrar Gelavara deresine inerdik. Bu esnada Güce’den geçerken fırından sıcak somun ekmekleri alırdık. O zamanlar Güce Tirebolu’ya bağlı bir nahiye idi.

            Gelavera deresine indiğimizde öğle vakitleri olurdu orada bir saate yakın dinlenirdik. Bu esnada yoldan aldığımız somun ekmeklerini zeytin, çökelek , yeşil soğan ile yerdik. İneklere ise ot verirdik.

            Katırcılar bizi genelde dinlenme esnasında ve ya İlid köyüne tırmanışa geçtiğimizde geçerler idi. Evden en geç onlar çıkarlar fakat konaklama yerine en erken onlar varırdı. Üç günlük yolculuğumuz esnasında hep böyle olur.

            Öğle dinlenmesinden sonra tekrar yola koyulurduk. İlid deresinden yukarı sürekli rampa çıkarak, bu köyün içinden geçerek, Köyün çıkışında olan konaklama yerimiz İlid başına ikindi veya akşam vakitlerinde varır idik.

            Bizden önce konaklama yerine varan katırcılar, Kalacak yerini ayarlamış olurlardı. Bu konaklama yerinde bir han, bir kahve hane var idi hangisinde boş yer var ise orada kalır idik. Şayet ikisinde de boş yer yok ise kendi imkanlarımız ile çadır kurup orada konaklar idik.

            Konaklama yerine vardığımızda çok sevinir idik. Çünkü o günkü yorucu yolculuk bitmiş idi artık yatıp dinlenebilecek idik. Sıcak bir yemek yiyecek idik. Daha sonra da yatıp uyuyacak idik. Konaklama yerlerinde genelde unlama çorbası içilir. Unlama çorbası Karadenizlinin meşhur çorbalarından birisidir. Kara lahana ince, ince doğranır biraz bol su ilave edilerek pişirilmeye başlanır, kaynadıktan sonra azar, azar mısır unu ilave edilerek karıştırılır. Bu şekilde piştikten sonra bir tavada tere yağ ile pul biber eritilerek ulamanın üzerine dökülüp karıştırılınca çorba hazır olur.

            Yemek yendikten sonra herkes kendi hayvanlarını kontrol eder ve  sonra da yatılır. Bu konaklama yerleri bazen çok kalabalık olur. Herkes o zamanlarda yaylaya giderler. Genelde yaylaya giden göçler bir iki aileden oluşur. Herkes kendi akrabaları ile beraber yayla göç ederler.

            İlk gece İlid başında konakladıktan sonra sabahleyin erkenden kalkar ve o günkü yol hazırlıklarını yapıp sıra ile konaklama yerinden yola koyulur idik.

            İlid başından sonra yolculuğumuz sürekli dağların zirvesinden devan eder. Yerleşim yerleri olan köyler Doğumuzda ve batımızda ki yamaçlarda kalırlar. Biz sıra ile İlid köyünden sonra Sarıyer, ve Çukur köylerinin başından geçerek yavaş, yavaş yerleşim yerlerinden çıkarak ormanlık bölgeler işinden ilerleyerek öyle saatlerine doğru dinlenme yeri olan çayır denilen yere gelir idik. Buraya yaklaştığımızda yavaş, yavaş yayla havası başlar, çünkü ormanın içinde tek, tek de olsa çam ağaçları görülür. Biz çam ağcını gördüğümüzde yaylaya yaklaştığımızı anlardık.

            Biz çayıra çıktığımızda katırcılar buraya bizden önce gelmiş ve düşün yıkmış olurdular. Burada hep beraber öğle yemeği yenir ve dinlenilir. Çayırda birde kahve bulunurdu bazı göçler burada konaklarlar. Ben hiç bizim burada konakladığımızı hatırlamıyorum. Çayırda bulunan su soğuktur çünkü burası yarı yayla sayılır. Buradan bazı obalar görünür dağların üzerindeki kıştan kalma yer, yer kar örtüleri görülür. Bu dağlardan esen rüzgarlar karında etkisi ile soğukluğunu hissettirir.

            Çayıra yaklaştığımızda, yolun bir bölümünde sarı ağu bitkisi yolun sağ ve sol taraflarında bol miktarda bulunur. Bu alanlarda Hayvanlara bu bitkinin sarı çiçekleri yedirilmemek için mümkün olduğu kadar dikkat edilir. Bu çiçekler hayvanları zehirler.

            Öğle istirahat inden sonra tekrar toparlanarak yola koyuluruz. Yolumuz yine dağların sırtından ve orman içindendir. İlerledikçe ormanda bulunan bitki örtüsü de değişmeye başlar. Artık gürgen ağaçlarının bol olduğu içinde çam ağaçlarının bulunduğu kısımlara gelinir ki buralar yayladır.

            Çayırdan sonraki yolda bir kısım vardır ki buraya danacı kaş derler. Burası dağın yamacındaki uçurum şeklindeki kayaların içinden geç ilen bir yerdir. Burada patika yol olabildiğince dar ve kötüdür. Karşıdan gelen birinin sizle geç iş yapabilmesi için, ender de olsa yolda bulunan geniş yerlerde beklenir. Biz bu mevki ye yaklaştığımızda, herkes bir adet inek alır ve onun peşinden giderdik ve çok dikkatli olurduk. Mümkün olduğunca yolun aşağı uçurum tarafına bakmazdık, gözümüz kararıp düşmeyelim diye. Uçurum yer, yer iki yüz üç yüz metre veya daha fazla derinliklerdedir. Buradan bir düştün mü uçuruma, seni bulmaları biraz zor.

            Danacı kaşı geç tikten sonra yolun kenarında büyük bir taş var. Bu taşa sağır taş adını vermişler. Bura geldiğimizde birimiz taşın öbür tarafı geçer. Birbirimize seslenirdik, sesimiz duyulmazdı. Bu olayı her oraya vardığımızda yapardık.

            Danacı kaştan sonra artık tam olarak yaylalar görülmeye başlar. Bitki örtüsüne çam ağaçları hakim olmaya başlar. Gözünüzü manzaradan alamazsınız. Yol ayrımına gelmişsiniz geriye baktığınızda cenik (Köyleri) ileriye baktığınızda yaylaları görürsünüz. Dağların sırtını yeşil orman, daha yukarılarında ise bozkır ile kar kaplamıştır. Yeşil ile beyazı bir arada görmek insana ayrı bir mutluluk verir. Görülen obalar da ki evlerin bazılarından duman tüttüğünü görürsünüz. Yolculuğunuzun bir bölümü bu şekilde devam ettikten sonra, bitki örtüsünün tamamen çam ağaçları ile kaplı olduğu mevki ye gelirisiniz. Bu da bize ikinci gece konaklayacağımız ağaç başına yaklaştığımızı hatırlatır.

            Bir süre sık ormanlık alanda yol aldıktan sonra. Yavaş, yavaş ormanların içinden çıkılarak bozkıra araziye girilir akşam vakti yaklaşmış, konaklama yerine gelinmiştir. Biz tam ormanların bittiği ve bozkır arazinin başladığı sınır bölgede konaklarız.

Burada da konaklamak için bir han birde kahve vardır. Ayrıca birçok yayla obası da bulunmaktadır. Duruma göre handa, kahvede veya obadaki her hangi bir evde konaklardık. Biz oraya vardığımızda katırcılar kalacağımız yeri seçip gerekli hazırlıkları yapmış olurdular. Konaklama yeri hava koşullarına ve boş olma durumuna göre seçilir.

Konaklama yerlerindeki hanlar dört duvar üzerine yapılmış ve üzeri çatılmış genişçe bir yerdir. Burada ayni zamanda birden çok göç bir arada konaklayabilmektedir. Kötü havalarda insanlar hayvanlarını da özellikle yeni doğan danalarını da hanın içine alırlar. Gecenin bir yarısında dana sesi ile uyanırsın.

Yolculuğun ikinci akşamını ağaç başında geçirirdik. Burası yayla idi ama başkalarının idi bizim değil. Bizimkilere göre buralar ham yayla imiş, kekik yokmuş. Buraları pek beğenmezler idi. O akşamda yenilip içildikten sonra, hayvanlarda emniyete alındıktan sonra yatılırdı.

Ertesi sabah yayla yolculuğunun son gününe başlamak için sabah erkenden kalkılarak yola koyulurduk. Bundan sonraki yolculuğumuz hep yaylada geçecek ve akşam evimizde olacaktık. Bu duygu bizi mutlu eder, yorgunluğumuzu biraz hafifletirdi. Bir süre dağların sırtındaki bozkır arazide yol alırdık bu esnada yer, yer kar birikintilerinin üzerimden geçerdik. Mayıs ayında kara basmak ayrı bir mutluluk verirdi bize.

Dağların sırtında yaptığımız yolculuk Kisecik obasında son bulurdu. Buradan sonra çam ormanlarının içinden aşağı Gelavera deresine inilirdi. Dağların yamacından aşağı indikçe derenin coşkulu akışının sesi daha da yüksek çıkardı. Tam dereye indiğimizde bu sesten sanki kulaklarımız sağır olurdu. Biraz uzağımızdaki insanın ne dediklerini anlamazdık. Bu duruma biraz sonra alışırdık. Bundan sonraki yolculuğumuz hep bu derenin kıyısı boyunca devam eder.

Bu dere boyunca biraz ilerledikten sonra, dereye de adını veren Gelevara köyüne ulaşılır. Bu köyü çıktıktan sonra, dere kenarında her hangi bir düzlükte öğle molası verilir. Bu esnada biraz dinlendikten sonra elimizi dereye sokma fırsatı bulurduk. Fakat su o kadar soğuk olurdu ki ellerimiz donardı.

Öğle molasından sonra tekrar yola koyulup obamızın yolunu tutardık. Bundan sonraki yolculuğumuzda sıra ile Kara dere Köyü, Erik deresi obasından geçerek akşama doğru kendi obamız olan Taşlık deresi obasına varırdık. Bu şekilde yayla yolculuğumuz bitmiş olurdu.

Yazın yaylaya çıktığımızda bir çok yer karla kaplı olurdu. Bu kar birikintilerinin hemen yanında yeşil çimler içersinde renk a renk çiçekler olurdu.

Bizim evin önünden küçük bir dere akardı. Bu dere ilkbaharda çoğalır sonbahara doğru azalırdı. Taşların arasından aktığından o kadar ses çıkarırdı ki kıyısında bulunan insana iki üç metreden seslendiğinde sesini duyuramazdın.

Yayla yolu ve yolculuğu zamanla değişti. Yaylalara araba yolu yapıldı. Araba yolunun yapılması ilk önce yayla yollarını değiştirdi. Daha sonraları yaylaya gidiş ve geliş biçimini değiştirdi. İnsanlar artık yaylaya araba ile gidip gelmeye başladı. İlk önceleri eşyalarını araba ile taşımaya başladılar. Daha sonraları eşya ve inek ve danalarını da araba ile taşıyarak yayla yolculuğunu bir güne indirdiler.

Araba ile yolculuk olmadan önce biz yayladan geri göçü yine ayni yol üzerinden yapardık. Sadece bir kısım yol farklı idi. Obadan çıkar çıkmaz dağa çıkarak yolculuğumuzu dağların sırtından yaparak, Kisecik denilen yerde eski yola ulaşırdık.

 

 

Nevzat YILMAZ

Jeofizik Mühendisi